Neden diyet günlüğü tutmalıyız?

Genel Yorum Yok »

Beslenme uzmanlarının çoğu, kilo vermek ve uzun süreli bir kilo kontrolü sağlamak açısından, diyet günlüğü tutmanın kritik olduğunu düşünüyor. 1 ay önce bugün ne yediğinizi hatırlamanız imkansız, değil mi? Diyet günlüğü sayesinde, gün içerisinde neyi ne zaman yediğinizi, günlük aktivitenizi ve ruh durumunuzu takip etmeniz mümkün.

Ay sonunda kilonuzda bir değişiklik olmadığını gördüğünüzde baktığınız ilk yer diyet günlüğünüz olmalı. Genelde çoğu insan, kendilerine izin verdiği ve “haftada bir yiyorum, ne olacak bundan” diye düşündüğü o tatlıların, aslında düşündükleri kadar seyrek aralıkla olmadığını görüyor…

Genelde aşırı yemek yemenin nedeni duygusal açlıktır. Diyet günlüğü tutarken sadece ne yediğinizi değil, hangi ruh halinde olduğunuzu da yazmalısınız. Böylece hangi yiyecek gruplarını hangi ruh hallerinde yediğinizi de bulabilir ve önleminizi ona göre alabilirsiniz. Örneğin regl dönemlerinizde mi canınız daha çok çikolata çekiyor yoksa bir şeye sıkıldığınızda mı; bunu biliyor musunuz? Eğer yediklerinizin bilincinde olursanız, tekrar o ruh haline girdiğinizde, daha akıllıca tercihler yapabilirsiniz.

Bunu bir terapi olarak düşünün. Aslında herkes kendi doktorudur. Kimse sizi sizden daha iyi anlayamaz ve sorunlarınıza sizden daha iyi bir çözüm bulamaz. Kendi kendinize uygulayacağınız bu yazılı terapi ile hem kendi iç sesinizi dinleyecek, hem de yedikleriniz ve yaşadıklarınızın ne kadar bağlantılı olduğunu göreceksiniz.

“Ben diyetimi bozmuyorum, harfi harfine uyguluyorum, diyet günlüğüne ihtiyacım yok” diyorsanız, hepimiz o yollardan geçtik deriz. Bir diyete başlarkenki heyecan ve motivasyon, birkaç ayın sonunda yok olmasa da oldukça azalır, çünkü doğal olarak kilo verme süreci yavaşlar ve bunu niye yaptığınızı sık sık kendinize sorar olursunuz. İşte tam da bu durumda diyet günlüğü devreye girer.

Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda diyet günlüğünüzün ilk sayfalarına göz atarsanız, hem o günlerdeki kilonuzu görerek mutlu olacak, hem de neden kilo vermek istediğinizi yazdığınız satırları okuyarak, bunu kendinize hatırlatmış olacaksınız.

Akupunktur tedavisi ile zayıflamak

Genel Yorum Yok »

Sizlere birebir tecrübe ederek gözlemlediğim akupunktur tedavisi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Bundan iki yıl önce aşırı kilo problemlerim yüzünden delicesine bir arayış içerisindeydim. Daha önceleri bir çok kez diyet yapmaya yeltensemde bir türlü sonuç alamamıştım, yemek yemiyor, boğazdan kesiyor vs kulaktan dolma haberler ile diyet yapmaya çalışıyordum ve maalesef bir türlü sonuç
alamıyordum. Bir gün ablamın bir arkadaşının tavsiyesi üzerine akupunktur tedavisi hakkında araştırmalar yaptım ve türkiyedeki sayılı akupunktur uzmanlarından bir tanesinin muyehanesinde kendimi bulu verdim. Ne olduysa o dakikadan sonra oldu. İlk başlarda ön yargılı olarak iki tane yara bandı niteliğindeki iğneciğin ne faydası olacağını düşünüyordum ama gün geçtikçe iğneler yani akupunktur tedavisi bir yana bir doktorun kontrolünde diyet yapmanın ne kadar faydalı birşey olduğunu gözlemledim. Belki kulağıma takılan iğnelerin hiç bir faydası olmadı, lakin doktor her hafta beni gözlemliyor ve üzerimdeki değişikliklere göre yemek programı ayarlıyordu ve akabininde tabi buna uyan egzersiz programları veriyordu. Sonuca gelecek olursak 2 ay gibi kısa bir süre içerisinde tam tamına 21 kilo verdim, evet yanlış okumadınız tam tamına 21 kilo verdim. Tekrarlıyorum belki kulağıma takılan o iğnelerin hiç bir faydası olmadı lakin her hafta kontrole gitmek ve her hafta bir insanın sizi gözlemlediğini bilmek psikolojisinden olsa gerekki bana söylenenleri harfi harfiyen yerine getirdim ve başarıya ulaştım. Şuan ideal kilomda sayılırım bu olayın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen sadece ve sadece 2 kilo geri aldım, yani akupunktur tedavisi için söylenen verdikten sonra daha fazla geri alırsın dedikodularınıda bir nevi boşa çıkarmış oldum. Herşey sizin iradenize ve düzeninize bağlı sizde bu düzene ayak uydurur ve akupunktur tedavisi uygularsanız ( uzman doktorlar eşliğinde ) eminimki iyi sonuçlar alacaksınız.

Vintage kraliçesi Ece Sükan

Genel Yorum Yok »

‘Hayata karşı her zaman heyecan duyuyorum’
Yaza yüksek bir enerjiyle girmeye hazırlanan Ece Sükan için moda, her zaman ön planda…

Modaya olan tutkunuz ne zaman başladı?

İçgüdüsel olarak giyinmeye ve kıyafetlere hep meraklıydım. Annemin tiyatro yıllarında kostümlerle iç içe geçen bir çocukluk, okul yıllarında moda dergilerine olan tutkum, ileri ki yıllarda moda editörlüğü ve modellik, New York’ta iyice bilinçlenen ‘vintage’ merakı…

Tüm bunlar birbirini besleyen ve bir diğerine alt yapı hazırlayan dönemler oldu. Üniversitede psikoloji okudum. Çok keyif alarak okulumu bitirdim fakat o zamanlardan biliyordum ‘moda editörü’ olmak istediğimi. Yani şöyle dönüp baktığımda içimde hep olan bir tutkuymuş moda. Aslında zaten bir şeye tutkun ya baştan vardır ya da hiç yoktur…

Vintage modasını Türkiye’ye getiren isim oldunuz. Mavi Jean için özel bir koleksiyon hazırladınız. Biraz anlatabilir misiniz?

Vintage aslında bir trend değil. Trendler gelip geçicidir. Evet, belki birçok kişi ‘vintage’ çok popüler olduğu için ilgi gösteriyordur ama meselâ benim için her şeyin ‘vintage’ı güzeldir. Tıpkı eski filmleri ve müzikleri daha çok sevdiğiniz gibi. Ece Sükan Vintage- Mavi jeans iş birliğine gelince şöyle özetleyebilirim; Dünyanın her yerinde büyük markalar bu tip iş birliklerine girmiş durumda. Mavi Jeans de belli mağazalarına ‘ece sükan vintage’ köşeler yapmak istedi ve ben de onlar için özel daha casual, genç, renkli vintage bir koleksiyon seçtim. Bunun yanında da bazı jeanleri vintage ruhuna uygun olarak yorumladım. Bir bölüm de vintage modellerden yeni üretimler yaptık. Bu projeyle ‘vintage’ kültürü daha da yaygınlaşacak diye düşünüyorum ve gençler bunu sokağa taşıyacak.

Sizi bu işinizde başarılı kılan nedir?

İnsanın kendisi için tanımlamalar yapması zordur. Üretken, çalışkan, sorumluluk sahibi ve enerjisi yüksek biriyimdir genelde…

Dolabınızda olmazsa olmaz parçalar nelerdir?

‘Art deco’ takılarım, vintage elbiselerim, saatlerim, yüksek topuklu ayakkabılarım, kemerlerim, şapkalarım.

‘Hayata karşı heyecan duruyorum’

İş hayatınızdaki başarınız aşk hayatınızla doğru orantılı mı?

Böyle bir doğru orantı kimse için geçerli olmaz diye düşünüyorum. Bu işlerin bir formülü yoktur ki… Hayat da bir sürü dönemden oluşuyor bence, yani kişinin kendi yolculuğu öyle.. Benim içimde yepyeni bir dönem yaşı yor olmamın heyecanı var. Oldukça pozitif ve yüksek bir enerjiyle giriyorum bu yaz aylarına. Heyecan duyuyorum hayata karşı..

Moda sektöründe yaptığınız çalışmalardan sonra sizi dizi oyunculuğunda görmeye başladık. Oyunculukta kendinizi nerede görüyorsunuz?

Oyunculuk kendimi ifade edebildiğim bir diğer alan oldu. Kendi duygusal yolculuğumu ‘Belda’ karakterinde yaşadım. Bu çok önemli projede, izleyenler tarafından beğenilmek benim için çok mutluluk vericiydi. Şu an işin çok başındayım tabiî ama gelişim gösterebildiğimi düşünüyorum.

Dizinin konusu olarak aşk gerçekten bu kadar tutkulu yaşanabilir mi?

‘Aşk’ zaten tutkudur. O yüzden acı da verir, mutlulukta. Duygular hep en uçlarda gezinir…

İlişkilerde birbirini sevmek yeterli mi?

Tabiî ki tam olarak değil. Uyum, saygı, ilgi, ortak zevkler, bunlar da ilişkiler adına önemli kavramlardır.

Şu anda hissettiğiniz, sizi heyecanlandıran en büyük aşk nedir?

Şu aralar hayata karşı hiç olmadığım kadar büyük bir aşk duyuyorum. Bu da beraberinde zaten bir dolu heyecan getiriyor ve içimi kıpır kıpır yapıyor.

İlerisi için projeleriniz nelerdir?

Bende proje bitmez. Değişik alternatifler, yollar ve kombinasyonlar var. Ama en yakın zamanda olanlar; Santral Bilgi Üniversitesi’nde ‘moda editörlüğü’ derslerini vermeye devam etmek, bununla ilgili bir de kitap projem var.

 

biber hapi Oyun wakame wakame wakame orjin moliva afrika mangosu ukash panax